Gülşen Özer, 25 yaşında, orta halli bir semtte ailesiyle yaşayan ,
lise mezunu bir genç kadındır. Babası yıllar önce evi terk etmiş,
babasının gidişiyle Gülşen, ikisi erkek, üç kardeşi ve ev kadını olan
annesiyle ortada kalmıştır. Liseyi bitirdikten sonra okumaya devam edecek
maddi gücü olmadığından, ailesinin tüm sorumluluğunu üstlenerek bir
butikte çalışmaya başlar. Çalıştığı butiğin müşterileri genellikle
cemiyet, sanat ve medya dünyasının ünlü isimlerinden oluşmaktadır.
Müşterilerden birinin düzenlediği partiye şans eseri giden Gülşen, ülkenin
en ünlü kadın sanat müziği sanatçısının oğlu Mert ile tanışır. Gülşen’den
çok etkilenen Mert onun peşini bırakmaz ve Gülşen de medyatik biriyle
beraber olmanın bedelini ağır ödeyeceğinden habersiz, gönlünü Mert’e
kaptırır.
Daha sonra eşi çok ünlü bir yapımcı olan butik
müşterilerinden biri, Gülşen’e oyunculuk teklifi yapar. Gülşen o güne
kadar pırıltılı dünyaya hep özenmiştir. Teklifi duyduğunda, oyuncu
olabilme hayali ona cazip gelir; böylece daha çok para kazanabilecek ve
ailesine daha iyi bakabilecektir. Teklifi kabul eder ve şöhret
basamaklarına adım atar. Aşk ve aile hayatında yaşadığı çalkantılar,
şöhret basamaklarını çıkarken hep ona engel teşkil edecektir.
İlk
okul mezunundan, lisans öğrencisine, herkesin gıpta ettiği, bir günlüğüne
bile olsa tatmak istediği bir duygudur Şöhret… Ve sıradan bir kızın
yükseliş öyküsü, çağdaş bir Sindrella Masalı gibi , pek çok kadının
rüyasıdır. Bir gün kendilerine sihirli bir değnek değecek ve birden
pırıltıların içinde, tuvaletleriyle salınıverecekler… Aslında tam olarak
çağdaş bir masal : Şöhret… Her masal, kahramanı rüyasına kavuştuğu anda
son bulur. Sonra ne olduğu hiç anlatılmaz. Sonsuza kadar mutlu yaşadıkları
var sayılır. Şöhret'in farkı, kahramanın rüyasına kavuştuğu anda
başlaması... Ve o rüyanın bedelinin neler olabileceğini anlatması. Dizi
insanlara şunu soruyor: Şöhret olmak için neleri feda
edebilirsiniz?